
KURTARILMIŞ BÖLGE
Atamız, Kuruçeşme ile Arnavutköy sınırında kızkardeşi Makbule Atadan’ın yalısının balkonunda kahvesini yudumlarken, onu gören balıkçılar, taze balıklarla yalıya doğru kürek yarışına girerlerdi. O da sahile iner onlarla sohbet ederdi. Meydan yeniden düzenlenirken bu köşeye, Atamızla ilgili bir sembol konulmadı.
Arnavutköylüler yıllardır tarihi iskele meydanında Atatürk'ün bir simgesini görmek istiyordu. Konu Beşiktaş Belediyesi yetkililerine iletildi, sonuç alınamadı. Başta büst düşünülmüştü, sonra heykel olsa dendi, balıkçıların geçmişe ait bir anısı duyulup köyde yayıldığında heykel düşüncesi bir anıta dönüştü.
Atamız, Kuruçeşme ile Arnavutköy sınırında kızkardeşi Makbule Atadan’ın yalısına geldiğinde Arnavutköy’e bakan balkonda kahvesini yudumlarken onu gören balıkçılar tuttukları taze balıklarıyla yalıya doğru kürek yarışına girerlerdi. O da sahile iner onlarla uzun uzun sohbet ederdi.
Meydanın yeniden düzenlenmesi düşünüldüğünde; bu köşeye, Atamızla ilgili bir sembol konulması beklenirken, iki büyük levha yerleştirildi. Bu karardan, semtteki ne dernek üyelerinin ne de semt girişimi üyelerinin haberi olmadı. Levhanın birinde, “ Vefat eden muhtarın adı bu alana verildi” yazılıydı.
ATATÜRK RESMİNE TAHAMMÜLSÜZLÜK
Meydanın yeniden düzenlenmesinden sorumlu müteahhite telefonlar yağdı. Daha sonra semt halkı, Belediye yetkililerine dilekçelerle başvurma kararı aldı. Tarihi iskele meydanının, tarihi isminin de korunarak, en uygun olan köşeye Atamızla ilgili bir sembol yerleştirilmesi dileği bildirildi. Dilekçeler Başkan’a ulaştı ve yazılı yanıt geldi. Atatürk anıtının nereye konacağının genel proje kapsamında yer alacağı söyleniyordu.
Atamızı meydandaki en uygun alanda görmek istemeyenlerin, eskisi gibi Relief'den söz eder oldukları duyumlarımız arasında. Aynı zihniyetin sahipleri Dernek binasının açılışında da benzer tutum içinde oldular. Açılış günü öncesinde, Atamızın büyük çerçeveli anlamlı bir resmi dernek evinin girişine asılacaktı, onun yerine; o binada bir süre yaşamış, yıllar önce vefat etmiş kişilerin resimleri büyütülerek asıldı. Tepki doğacaktı, bu nedenle Derneğin açılış töreninden iki saat önce Atamızın manevi kızı Nebile’nin düğününde, onunla dans ederken çekilmiş ve ünlü bir İngiliz dergisine kapak olmuş, tüm dünyada bilinen resmi, alelacele bulunarak girişe yerleştirildi.
İSMİ ATADANKÖY OLMALI!
Dernek binasının yaratılışı pek çok güçlüklerle boğuşularak bugün bu köyde yaşayanlarca başarılmıştı. Yıllar önce, bir süre orada yaşamış, çoktan öte dünyaya geçmiş Rum yurttaşlarımızın resimlerinin inatla Atamızın resminin yerine asılması, bir de Rumca gazete çıkarmaya kalkışmak gibi abes girişimlerle, gerginlik yaratıldı.
Beşiktaş Belediyesi yetkililerinden, iskele meydanında Atamıza yer için dileğimiz; Boğaz'da sağdan sola, karadan sudan geçenlerce en iyi görünen “O” köşe… İmzalar bu yer için toplandı ve “Relief” diyenlere Arnavutköylüler “hayır” diyor. Atamız sanki suçlu da gizli saklı görünmeyen bir duvara mahkum olacak… Ve O’nun için düşünülen yerde kocaman levhalar saltanat sürecek…
İstanbul’da üç Arnavutköy varmış. Boğaz’daki bizim köyün adı değişse diye düşünülüyor.. Panhelenizmin pençesindeki zihniyetlerin oyunlarına gelenlerin gözleri “Mega Rema” olsun diye parlayabilir. Biz “isim değişikliği olduğunda bu köyün adı Atadanköy veya Atadanköyü olmalıdır” diyoruz.
Atatürk’ün beş lirası kayıp
Arnavutköy’de cami altı antikacısı Nusret Akşar, artık bu yerde oğlunu, kızını çalıştırıyor. Oğlu Ali’den dinledik. Babası koyu bir Atatürk tutkunuymuş çocukluğundan bu yana. İlk gençlik yıllarında, Salacak Plajı’nda küçük bir büfe işletirken, motoruyla Boğaz’da dolaşan Atatürk’ü plaj açılarında görür görmez, koşar pikaba İstiklâl Marşı’nı yerleştirirmiş. Atamız marşı duyunca ayağa kalkarmış. Bir gün “Ne oluyor, bu ne?” diye şüphelenir, bir balıkçı sandalına atlayıp sesin geldiği sahile çıkar… Ve muzip yakalanır, yakalanır da arzusu da yerine gelmiştir. Sohbet edilir, kahve-çay ikram edilir ve bir gün postadan gelen zarftan bir teşekkür mektubu ve beş lira çıkar. Yıllarca bu mektup ve o beş lira büfenin camında asılı dururmuş. Bir gün birileri onu çalmış.
Arnavutköy’de Cumhuriyet bayramları…
Köyün kalaycısı Tahsin Turgut ustanın babası Çanakkale’de savaşmış, sonra İstanbul’a gelmiş, Arnavutköy’de yerleşmiş. Bir amcası Sarıkamış’ta şehit olmuş. Tahsin ustanın amcası ve yorgancı Cabbar Turgut ustanın babası Suriye’de savaşmış. Kurtuluş Savaşı sonrasında, iki kardeş, 1922’lerde Arnavutköy’de hallaç dükkanı açmışlar. O yıllarda Atadan Yalısının pamuklarını onlar atarlar, yorganlarını, yataklarını onlar dikerlermiş… O günlerin coşkulu Cumhuriyet bayramlarını kalaycı Tahsin usta ve yorgancı Cabbar usta, babalarından dinlemişler. Asudur Zovikyan anlatıyor:
“Cumhuriyet bayramları bu köyde büyük coşkuyla kutlanırdı. Zafer takları kurulur, köy ışıl ışıl aydınlanırdı. Kömür işçileri, o günlerde kömürleri sepet sepet sırtlarında taşıyan hamallar Kuruçeşme’den, meşalelere dönüştürdükleri konserve ve gaz tenekeleriyle Arnavutköy’e yürürlerdi. Karakol önünde hep birlikte halay çekilirdi.”
“Pis elli” balıkçılara Atatürk’ten ziyafet

Halet Çambel’in babası Hasan Cemil Çambel, Atamızın çok yakın dostuydu. Onun kırmızı yalısı Atadan Yalısı’na çok yakındır. Atamız motor gezisine çıkıp Arnavutköy’e indiğinde, nereye gittiğini köyün diğer çocuklarıyla birlikte keşfeden çocuk Halet Çambel de onu yakından görmek için koşuştururmuş. Eskiden Akıntı Burnu’nda Todori’nin ve Udi Margo’nun balıkçı lokantaları varmış. Atamız sık sık bu lokantalara balık yemeye, müzik dinlemeye gidermiş. Bir gün Todori’nin lokantasına geldiğinde birdenbire şaşırır. Lokantanın geniş pencerelerinin camlarında bir sürü parmaklar, parmaklar, eller, eller “Bu ne” der… “Ne istiyorlar?” Todori yanıtlar; “Ne olacak, balıkçılar, o pis, kirli elleriyle camlarımı kirletiyorlar, daha yeni temizledim, Seni görmek istiyorlar..” “Ya öyle mi” der Atamız, “Çağır hepsini içeri”. Biraz sonra kirli elli, pis parmaklı balıkçılara Atamızın verdiği ziyafette servis yapmaktadır lokantacı Todori…