| |
A
Bir Söyleşi:
Arnavutköy Spor Kulübü Başkanı Sn. Hasan Fahrettin Kahveci anlatıyor:
“Suyunu arayan ÇEŞME”...1.2.2007
Beyhan Sultan Çeşmesi saklandığı yerden nasıl gün ışığına çıkarıldı:
“Her şey sıcak bir yaz günü başladı” diye söze başlıyordu Sn. Kahveci. “Köyün Spor Kulübü üyelerinden Attila Bal’ın halası vefat etmişti. Yazın sıcağında kulüp de, köy de bomboştu, cenazede de pek az kişi vardı. Gelenler arasında köyün ve kulübün en eskilerinden Hilmi ağabey ile ikimiz camiye erken gelmiştik. Sinemacı Hilmi Suna ağabey sohbet arasında bana, bu köyde eskiden suyu bol akan büyük bir çeşmeden bahsediyordu. ‘Bu çeşme camiden biraz ilerdeydi, küçücük çocukken arkadaşlarımızla yalağında yüzerdik’ dediğinde donakaldım. Sn. Kahveci semt sakinlerinin anılarında ünlü bir çeşmenin varlığından söz edildiğini hep duymuş ama onu küçük alelade bir çeşme sanıyormuş. Yalağında çocukların yüzebildiği bir çeşme onu çok şaşırtmış.
1957’de sahil yolunu genişletme çalışmaları sırasında çeşmenin bulunduğu yer yola gideceğinden sökülmesi zorunlu olmuş. Hilmi ağabey susmuyor, anlatıyordu. Taşları süsleme ve yazılarla bezeli bu çeşmenin parçaları köylülerce camide korumaya alınmıştı. Ben bunları da duyunca heyecandan yerimde sıçradığımı, cenazeyi bile unutup Hilmi ağabey ile bu taşları aramaya koyulduğumuzu hatırlıyorum. On dakikada bir köşede yığılı taşlara ulaşmıştık, bazı kısımları zarar görmüştü ama süslemeli yazılı taşlar iyi korunmuştu. Derhal araştırmaya başladım, camiye gelip giden semtin eski sakinlerinden Nalbur Mehmet amca, Ali Fethi Bey’den aldığım bilgilere göre, bu taşlar o günlerde doçent olan Mimar Nevzat İlhan Bey tarafından numaralanmış, yeni bir yere yerleştirilmesi için bir proje ile dosyası hazırlanmış, resimli-yazılı taşlar camide korunmaya bırakılmıştı.
O günlerdeki Belediye Başkanı Mümtaz Kola zamanında Sn. Nevzat İlhan çeşmenin yeni bir yere yerleştirilmesi için sürekli çaba harcamış, epey de yol almış, hazırladığı dosyalar Vakıflar ve Anıtlar’a onaylattırılırken çeşmenin yeniden kurulacağı yer için de beş öneride bulunmuş... ne yazık ki düşünülenler gerçekleştirilememiş. Bütün bu bilgilerin ışığında ben bu büyük çeşmenin köyümüzün sahiline yeniden kazandırılabileceğine inanır oldum. Birkaç eski resim de elime geçtiğinde, bu çeşmenin çok büyük olduğunu artık çok iyi biliyordum.
III. Selim 1802’de camiyi yaptırtmış, sevgili kız kardeşi Beyhan Sultan da bu çeşmeyi vakfetmiştir. Daha sonra Prof. Semavi Eyice hocamızdan öğrendiğime göre; çeşme, o günlerde, şimdiki yerinden yüz metre ilerde bugünkü otel inşaatının temelinin olduğu yerde ve Beyhan Sultan ve ablası Hatice Sultan’ın çifte saraylarının dışındaydı... ve saraya gelip gidenlerin kullanımına sunulmuştu. Ben bir yandan bu bilgilere ulaşmaya çalışırken, diğer yandan da nasıl, kime, kimlere bu işi yaptırtabiliriz diye etüt ediyordum ki, o günlerdeki Belediye Başkanı olan Sn. Yusuf Namoğlu’nun bir kültür merkezinin açılışına davet yazısının, Başkanı olduğum kulübe gelişi imdadıma yetişti. Yine o günlerdeki yardımcılarımdan biri ile davet edildiğimiz yere gittik. Tören bitiminde çeşme için hazırladığım belge ve resimleri Başkan’a takdim ettim. Belediyenin ilgilenmesini istediğimde çok memnun oldu, derhal beni Yardımcısı Ercüment Bey’e gönderdi, tüm evrakları tamamlayarak bu işi onunla birlikte yürütmemi istedi. Eve dönerken ‘tamam, bu iş olacak’ diye dünyalar benim olmuş gibi seviniyordum.
Ertesi günü hemen “ANIT”lara! gittim. Orada sevincim yarıda kaldı. Karşımda kocaman bir duvar vardı. Hiçbir belge bulunamıyordu... Derhal “VAKIF”lara koştum. Çeşmelere bakan bölümde Sn. Esin Demirişli çok ilgilenerek yardımcı oldu. Sürekli haberleşmelerimiz 1-2 ay sürdü. Bir belge bulunmuştu, o belgenin numarasıyla “ANIT”larda dosyası bulunabilirdi. Ancak bu tarih ve numarasıyla “ANIT”lara gittiğimde karşımda yine kocaman bir duvar buldum... Git-gel altı ay sürdü. Bu ara benden haber bekleyen Sn. Namoğlu’na karşı kendimi suçlu hissetmeye başlamıştım. Bu duygularla yeniden “ANIT”lara gittiğimde sinirlenerek sertleşerek bağıra bağıra konuştuğumu hatırlıyorum ama bunun faydası oldu. Beni duyan Başkan Yardımcısı bir hanım yarım saatte dosyayı buldu, belge başka bir dosyaya girmişti!.. Belgeleri kaptım, ve Sn. Nevzat İlhan’ı aradım. “O” haklı çıkmıştı. Bana ‘dosya kesin Anıtlardadır’ demişti. O’na gelişmeleri anlattım, birlikte Belediyede Sn. Ercüment Bey’le buluşmaya gittik. Çeşmenin yeni yerinde kuruluşunu sağlayacak bir uzman da bize katıldı, hep birlikte Arnavutköy’e keşfe gittik. Nevzat Bey’in daha önce önerdiği gibi yeni yer için, çeşmenin eski yerine en yakın alan hepimizce de onaylandı. Hiç beklemeden en kısa sürede işe başlandı. Bu arada Belediye seçimleri sonrası Sn. İsmail Ünal başkan olmuştu. Onun zamanında da gelişmeler hızla yürütüldü. 5 Haziran 2004’de Arnavutköy’deki şenlikte büyük bir izleyici katılımıyla çeşmemizin açılışı yapıldı.
Ancak ne yazık ki; bir süre sonra muslukları çalındı, suları tükendi, çeşme yerinde ama işlevini yitirdi. Dileriz tarihine, kültürüne gerçekten sahip çıkmak isteyen Arnavutköylüler ona yeniden işlevsellik kazandırmada sürdürülecek çabalara destek olurlar. Arnavutköylülerin ; tarihini, kültürel değerlerini korumayanların coğrafyalarını da korumayacaklarının bilincinde olmaları gerek.”
Evet böyle diyordu Sn. Kahveci:
Biz de bu düşüncelerin altını kalın kalın çiziyor, ülkemizin çok zor bir dönemden geçtiği şu günlerde, bu bilince en çok gereksinim duyduğumuzu sürekli yineleyerek bu işi hafife alanları ciddiyetle uyarıyoruz. Sn. Kahveci’nin çeşmenin yeniden işlevsellik kazanması için dileklerine de tüm içtenliğimizle destek veriyor ve Arnavutköylülerin de aynı duygu ve düşünceleri paylaştıklarına inanıyoruz. Bu bazen çok kolay, bazen çok zor. Zorlaştıranlar çeşit çeşit emeller peşinde. Kimi küçük kişisel çıkarları için, kimi içte-dışta ülkemiz için kötü emeller besleyenlerin oyunlarına gelenler veya bile bile alet olan kuklalar ve onların maddi-manevi çıkarları peşindeki maşaları.
Fezâl Esmen
B
Sn. Kahveci’nin anlattıklarının bizde uyandırdığı duygu ve düşünceler....
Fezâl Esmen...1.2.2007
Sn. Kahveci’nin karşılaştığı engelleri, zorlukları bu satırların yazarı olan ben en iyi anlayanlardan biriyim. Köye kayyımdan bir Dernek Evi kazandırmak için Valilik, Defterdarlık, Kayyımda kiralama işlemlerinde ve semtimize bir İtfaiye birimi getirmeyi amaçladığımızda, evrak takip işlerini üstlenmiştim. Bu sürede zaman, emek, maddi-manevi katkı sağlayarak çektiklerim Sn. Kahveci’nin karşılaştıklarının kat kat üstündeydi. İşlemlerin yürütülmesinde masadan-masaya, odadan-odaya, kattan-kata, kurumlararası dolaşırken binadan-binaya.... hele itfaiye dosyası için belgelerin takibinde kent’ten-kent’e... Ankara’ya-merkez’e ulaşıncaya kadar çekilenler... Ankara’daki takiplerde de hep; bir çeşme için Sn. Kahveci’nin çektiklerinin kat kat fazlası yaşanmıştı.
Bu arada bir gerçeğin altını çok kalın çizgilerle çizmek isteriz. Dernek Evi için ilk adım kiralama işlemlerinde benim çektiklerim sonrası açılışa kadar birçok kişinin de emeklerinin katkısı var ama ilk adım kiralama gerçekleşmeseydi, hiçbir şey yapılamazdı.
İtfaiye olayına gelince; kimse hiçbir şeyi yapamazdı eğer... o günlerde itfaiye dosyamızı binbir karmaşık sorunlarını iğne ile kuyu kazarcasına en ince ayrıntıları ile uğraşarak oluşturan o günlerdeki Boğaziçi Bölgesi İtfaiye Müdürü Sn. Salim Vural’ın emek, zaman, bilgi birikimiyle sağladıklarının yanında, hepsinin üstünde bize güvenerek, çok takdir ettiğimiz şeffaflığı olmasaydı... bu satırların yazarının çok zorlu çabalarının tümü boşa gider, yarı yolda yollar tıkanır, sonuca ulaşılamazdı. Ne var ki; birileri Sn. Kahveci’nin emekleri gibi bizim emeklerimizi, tüm zorlu çabalar sonrası elde edilenleri de... kendi emeklerinin eseriymiş gibi parsa toplamaya kalkışıp, şenliklerde-toplantılarda ortaya dökülüp, zıp zıp kürsülere fırlayarak konuşanların halleri gerçekleri bilen semt halkını güldürdüğü kadar yoğun öfke de uyandırmıştı.
Dernek Evi’nin köyümüze yararı yerine kendi kişisel çıkarları için kiralama yapmak isteyip, yığın yığın verilen dilekçeler... yine İtfaiye için kullanılacak alanları kendi kişisel çıkarları için kullanmak isteyenlerin oyunları bu satırların yazarına kan kusturmuştu. Bu dosyalar onların ellerinden çok zor kurtarıldı ama işte sonuçta yenildiler.
Devlet içi-dışı sağlam, dürüst, temiz, işlerini canla başla yürütenler yanında çeşit çeşit maddi-manevi çıkarlar, emeller peşindekiler... onlar hep varoldu ama onlara karşı güçlü kararlılık da hep varoldu, olacak...
Aynı durum; semt halkı köyün tarihi meydanında Atatürk’ümüzü görmek istediklerinde de yaşandı. Semt halkının dilekleri doğrultusunda Atamız gelmesin diye bizlere yıllarca kan kusturanlar o sahte Atatürkçüler, kuklaları, onların maşaları son anda tüm maddi-manevi emekleri kendilerine mâl etme ucuz kurnazlıklarını yine sergilediler, yine son anda ortaya döküldüler, kürsülere fırlayıp gösteriş yaptılar. Bu olaylar onların gerçek yüzlerini tam anlamıyla gözler önüne serdi. Köyün tarihi, kültürü diye, onların söylem ve eylemlerinin arkasında ülkemizi bölüp parçalamak isteyen, içteki-dıştaki melanet merkezlerine hizmet niyetleri, bu merkezlerin dikte ettikleri “Atatürk’ten vazgeçin, resimlerini indirin, isimlerini silin, heykellerini kaldırın” fetvalarını yerine getirme girişimleri... ülkemizin her bölgesinde yapılanların semtimizdeki bir parçasını yansıttığı eylemleri tam zamanında anlaşıldı. Atamızın, meydan’a gelişini önlemek, engellemek için; İŞİ bizim şahsımızda, semt sakini 3 profesöre ve onların önerdiği heykel sanatçısı bir hanım profesöre ağır hakarete kadar vardırdılar. “Köprüye hayır” kampanyamızın arkasındaki melanetin kuklaları, onların maşaları Atamızın gelişini engelleyemeyince son anda parsa toplarken yine gülünç oldukları gibi öfke de uyandırdılar.
Evet; Atamız meydan’a geldi gelmesine de... bu amaç için semt halkına destek veren Sn. Yıldız Taşdoğdu ile bu satırların yazarına kan kusturanlar, maşaları aracılığıyla bir başka oyun oynadılar. Kişisel çıkarları peşinde BİRİ’leriyle birleşerek, küçücük meydana kocaman bir Anıt ile adeta semt sakinlerini Atamızdan soğutmayı amaçlamışlar. Yine şaşırtılan, kandırılan, aldatılan yetkililer ve bir sanatçının emekleri böylece boşa gitti. Semt halkı hiç onaylamadığı bir tablo ile karşı karşıya kaldı. Anıt hiç beğenilmedi, sevilmedi, sebep olanlar çok kınandı. Tepkiler doğrultusunda yeniden uğraş verilecek, semt halkının dilekleri yerine getirilecek.
O dilek; ... Atamızın bu köyde yaşadığı zamanlarda semt halkıyla yakın ilişkilerini yansıtıcı bir tablo, imzalar böyle bir tablo için toplandı. İmza kampanyasında Atamız ve semt halkının sıcacık ilişkilerini yansıtıcı öykülerin sevimliliği, sıcaklığını basında birkaç kez yayınlama olanağı bulduğumuzda semtte, kentte, hatta Türkiye’de çok beğenildi, sevgi, ilgi çekti... “Bu öyküler hiçbir kitapta yok” diyenler çoktu... Ve çocuklarımız... artık Atadan Yalısı’nın önünden geçerken çığlık çığlığa “Anne, anne bak, Atatürk buraya gelir, bu terasta kahve içermiş” diye haykırmaktalar.
Sn. Kahveci’nin tarihi çeşmenin yeniden köyümüze kazandırılması için gösterdiği çabalarla... bu öykü de daha önce yayınlanan öykülerimize eklenecek, köyün belleğine işlenerek önemli katkı sağlayacaktır.
Sevinçle haber aldığımıza göre; köyün spor kulübü gençler arasında bir yarışma düzenleyerek köyün tarihini, kültürel değerlerini sergileyici bilgi ve belgelerin, yaşanmış anıların gün yüzüne çıkmasını sağlayıcı, belleğini tazeleyici, böylelikle bu anıların kalıcılığını sağlayacak bir etkinlik amaçlamakta. Semtin; Osmanlı İmparatorluğu öncesinde, sırasında, sonrasında, Cumhuriyet döneminde bu semtte yaşamış ünlüler, ünsüzlerle de ilgili anılar, sokak isimlerinin çağrıştırdığı olaylar bu yarışmada yer alacak.
Daha önce semtte sözlü tarih ile bilimsel çalışma yapıyoruz diye sözde “Tarihimizi ve kültürümüzü korumaya kararlıyız” maskesi arkasına gizlenerek toplumumuza yanlı-yanlış-bölücü bilinç zerketmeye kalkışanlara karşı bu yarışmanın sağlıklı bir çaba, uğraş olarak takdir toplayacağına inanmaktayız. Bugünlerde ülkemizde en çok gereksinim duyduğumuz birlik-beraberlik-dostluk-gerçek barış duygu ve düşüncelerini zedeleyici eylem ve söylemlerin sahiplerine karşı bu yarışma, engelleyici bir tutum ve davranış gösterisi de olacaktır.
Büyük Asya’dan dünyaya yayılan Atalarımızın akınlarıyla gittikleri yerlerde ektikleri tohumlardan yeşerttikleri, besleyip büyüttükleri uygarlıklar... bu topraklara da gelenlerin buralarda da yükselttikleri uygarlıklarda onlar hep vardı... batıranlar BAŞKA BİRİLERİ. Dünya artık bu bilince ermelidir.
Ermelidir... ermelidir ki, Ermeni, Kürt, Çerkez, Laz, Abaza, Çeçen, Gürcü, Azeri, Arap, Acem vs... hepsi hepsi İngiliz, Fransız, Alman, Amerikalı, Rus, Çinli, Hintli, Japon, Kızılderililer... vs. hepsi bilmelidirler ki ARTIK... onlar yok. Hepsi desin ki “Hepimiz Türküz”... “Hepimiz Mustafa Kemalleriz”... Evet tüm Dünya hep birlikte “Hepimiz Atatürküz” diye haykırmalıdır... Dünya işte o zaman kurtulacaktır.
Fezâl Esmen
1.2.2007
|