home.gif (1182 bytes)

 
 

Fezâl Esmen

Arnavutköy’de Atamız İçin, Büst Mü, Heykel
Mi, Konulu ANIT Mı?

Boğaziçi Arnavutköy’de semt halkı dört yılı aşkın bir süredir tarihi iskele meydanında Atamızın bir simgesini görmek istiyor.

Semt okulları Cumhuriyet bayramlarında sahile doğru Cumhuriyet yürüyüşü yaptıklarında; onları coşku ile seyreden, pencerelerden bayraklar sallayarak alkışlayan semt sakinleri bu özlemlerini hep dile getirdiler, “İskele meydanında Atamızın bir büstü olsa çocuklarımız onun çevresinde saygı duruşu yaparak okullarına dönseler.”

Bu dilek geçmişte Belediye yetkililerine kerrelerce iletildi, sonuç alınamadı, gün geldi tarihi iskele meydanının yeniden düzenlenmesi gündemdey­di. Semt halkı dileklerini yine yineledi. Bu arada başta Atamız için büst düşünülürken, heykel olsa düşüncesi gelişti. Daha sonra semtin çileklerin­den de daha ünlü balıkçılarından naklen anlatılan bir anı, heykeli konulu bir ANIT’a dönüştürdü.

O anı şöyle :
Atamız; Boğazın tüm dünya sularının birleşip kaynaştığı kıyılarında Kuruçeşme ve Arnavutköy’ün birleştiği yerde, kızkardeşi Makbule Atadan’ın yalısına geldiğinde bu yalının Arnavutköy’e bakan ikinci kattaki terasından Arnavutköy’ü seyrederek kahvesini yudumlarken, onu gören balıkçılar tut­tukları diri diri taptaze balıklarıyla yalıya doğru kü­rek yarışına girerlerdi. “O” da sahile iner onlarla uzun uzun sohbet ederdi.

Bu öykü köyde yayıldığında dikilecek bir ANIT’ın bu konuyu işlemesi semtte ortak duygu ve düşüncelerle oluşturuldu. Böyle bir tasarım için dü­şünülen değerli heykel sanatçıları arasından birinde karar kılındı. Bir hanım sanatçı.... Atamızın Cumhuriyet kızlarından Prof. Dr. Emine Berika Kıram İpekbayrak - Mimar Sinan Üniversitesi mezunu, Doçentliğini aynı üniversitede almış, profe­sörlüğünü Marmara Üniversitesinde, davet üzeri­ne şimdilerde Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı olarak görevde. Kendisi değerli eserleri arasında Bursa’da Kara Fatma ve Kurtuluş Sava­şı kadın kahramanları anıtı yarışmasında birinci­likle ödüllendirilerek anıtı gerçekleştirmesi için görevlendirilmişti.

Bu sanatçının adı duyulduğunda tepkiler olumluydu. Semtin en eski sakinlerinden Sn. Prof. Dr. Arkeolog Halet Çambel “çok iyi bir sanatçıdır” diyerek övgüsünü dile getiriyordu. Semtin yeni sakinlerinden Bursalı Nevin Draman “Bu sanatçı­yı nereden buldunuz, onun Bursa’daki Anıtı anne­min oturduğu yerde ve çok beğeniliyor” diyordu. Evet onu buldular... Semtin güzel sanatlarla ilgili sakinleri onu tanıyordu. Arnavutköy için konulu Anıt’ı da çok iyi yapacağı düşünüldüğünden kendisinden bir taslak rica edilecekti.

 

Semt sakinlerinden Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı Sn. Prof. Dr. Nazan Erkmen’in yeni belediye yetkililerine veri­len dilekçelerden birinde çok iyi betimlendiği gibi : “Bu anıt alışılagelmiş ve kopyalanarak üretilmiş bir büst yerine, Boğazın Avrupa yakasında hiçbir Atatürk Anıtı yer almaması nedeniyle çok anlam­lı, ilgi çekici olacaktır, toplumda da çok ilgi ve sevgi kazanacaktır” diyordu.

Biz de, “tam da şu günlerde şu şaşkın dünyaların bize ‘Atatürk’ten vazgeçin’ diyenleri Boğaziçi yollarında Kara’dan Su’dan geçerken, boğaza bakan bu köşeyi seyrederek düşünsünler... ona bağlılığımızın nedenlerini araştırsınlar” diyoruz... geceleri ışıklandırılacak böyle bir köşe gerçekten anlamlı, aydınlatıcı olacaktır.

Düşünülen sanatçı cep telefonundan arandı, yoldaymış Mersin’den İstanbul’a 23 Nisan tatili nedeniyle geliyormuş... bu güzel tesadüf hemen de­ğerlendirildi.

Daha önceki Belediye yetkililerinden sözlü-yazı­lı dilekçelere cevap alınamamıştı. Bu kez imza kampanyasıyla başvurulacaktı, ama sanatçının yeri görerek uygunluğunu bildirmesi bekleniyor­du. Yanıt geldi “yer çok uygundu, kampanya başlayabilirdi.” Kapı kapı da dolaşıldı evet, seve seve ama çok da gerek kalmadı. Kampanyayı yürüten bu satırların yazarı ve semtin eski sakinlerinden Yıldız Taşdoğdu’dan imzalanacak kağıtları kaparcasına alanlar imza toplamaya başladılar. Kahveler, kuaförler, lokantalar, kulüpler ve ban­kalarla, okullarda, çocuk evlerinde imza kağıtları dolaştı. Esnafı, işçisi, öğretmeni, akademisyenler, öğretim görevlileri, öğretim üyeleri, mimarlar, mühendis­ler, avukatlar, profesörler, uzmanlar ve de balık­çılar, hepsi bu düşüncede birleştiler.

Başlangıçta bazı dernek üyelerinin endişeleri vardı, bu köyde bir iki kişi dışında kimse “Atatürk’ü istemezmiş.... oysa köy halkı %90’ı ister diyordu.... ve öyle oldu. Evet bazı çatlak seslere de rastlandı sağda, solda dincisi, etnik kışkırtıcılar, Atatürk düşmanlığında çok güzel birleşebiliyorlar. Bize “Atatürk’ten vazgeçin” diyen insanlık düşmanlarından destek görenler isterler ki... Atamız gözlerden ırak olsun... olsun ki gönüllerden de ırak olsun ve oradan sıcak duygularla dimağlara yükselmesin.

Sanatçı bizleri dinledi. Ona anlattığımız öykü ve dileklerimize dayanarak bir proje oluşturdu, bu ortak düşünce ürünü taslak çamura yansıdı ve imza kampanyasına katılanlarca da çok beğenildi.

Böylelikle “Büst”.... “Put” olur, öyle algılanır gibi yersiz endişeler de ortadan kalkacaktı. Doğal ki kimsenin tekelinde değildi; her yerde, her alanda Atamız ve sanatçı duyarlılığı ile yaratılacak simgelerinin varlığını amaçlamak. Hele artık “0”nun Atatürkiye’sinde onun önderliğinde yetişmiş pek çok sanatçılar arasında onca kadın-erkek heykel sanatçıları da varken.

Bizce “O”nun kopyalanarak üretilen büstlerinin en kötü örnekleri bile “O”nun simgesidir diye kabulümüz, olanak bulunamadığında onlar da sim­ge görevini yüklenmelidirler... Yine bizce bazıları isterse onun büstünü, heykelini, ANIT’ını da Put diye görebilir, isterse tapabilir. Bir sürü saçma sapan putlar yerine “O TAPINILASI” büyük dü­şünceye dünyalılar tapsalar da. “O”nun o sıcacık insanlık idealleri içlerine işlese... işlese de CANAVARLAŞANLARI şu dünyalıların onun o büyük büyüsü ile yeniden İNSANLAŞSA.

Belediye yetkililerine imzalarla birlikte çamurdan taslak da sunuldu. Yetkililerce de beğenildi, övüldü. Kompozisyonda : Atamız vardı, Makbule Atadan, balık getiren balıkçı, balık tepsisi ve bir de kedi... köyün karınları hep tok, mutlu kedilerinin simgesi.

Sanatçı. Atamızın oturduğu bankı geniş tutmuş, diyordu ki “İsteyen; çocuklar, halktan birileri onun hemen yanına otursun, ona dokunsun, sarılsın, birlikte resimler çektirsin. Bu düşünce bu satırla­rın yazarına Barbaros Bulvarındaki Park’ta oturup aziz İstanbul’a bir tepeden bakarak seyreden Yahya Kemal’in heykelinin çevresinde cıvıl cıvıl dans eden minikler tablosunu anımsatmıştı. Biri kucağına oturuyor, diğeri öbür dizinin dibinde onu okşuyor, bir diğeri arkadan tırmanmış boy­nuna sarılıp öpüyor, başına konan kargaları kovu­yor, uzaktakiler gelip koşa koşa onlara katılıyor. Burada asıl güzel, anlamlı olan bu miniklerin, bu heykeli “Atatürk... Atatürk” diye severek kuşlar gibi çığlık çığlığa parkta yeri göğü inleten haykırışlarıydı.

Yahya Kemal’in parktaki heykeli

Beşiktaş Belediyesinin yeni yetkililerine verilen dilekçelerimize yazılı cevap aldık. Yanıtta “Arnvutköy’ün çevre düzenlemesi ve rehabilitasyon, proje çalışmalarının devam ettiği bu arada Atatürk Heykelinin nereye konacağı genel proje kap­samında yer alacağı ve bu hususta köy halkının düşünceleri, önerileri bize ışık tutacaktır” denili­yordu.

YER için bizim önerimiz, başlangıçtan bu yana önerdiğimiz YER. Tarihi iskele meydanının köşe­si. Atadan Yalısının tam karşısı ve Boğazın yollarında Kara’dan Su’dan gelip geçenlerce en iyi görülen alan.

Biz bu konuda geçmişte üzücü bir deneyim yaşadık, Atamızın ANIT’ının yer alması istenen köşeye vefat eden muhtarın anısına kocaman bir levha ve yanına da dolarla ihale edilen Raket - reklam panosu, silah gibi bir roket dikildi. Bu eylem onu bu alandan, bu köşeden sürmek gibi algılandı. Ve bu karardan ne dernek ne de semt girişimi üyelerinden kimsenin haberi ol­mamıştı. Oysa vefat eden muhtarın ismini taşıyan bir plaket zaten muhtarlığın bulunduğu satış mey­danında bir duvara çakılmış, haberi de basında yer almıştı, (Sabah, İstanbul 11.10.2000). Bu pla­ket için bile eleştiriler vardı. Daha önceki iki muh­tarın da hizmetleri çoktu. Hepsinin adları köyde isim almamış sokaklara verilebilirdi. Ama hiçbiri Atamıza eş değil, üst koşularak bu alandan onu sürmek için böyle kullanılamazdı. Sanıyoruz ölen muhtarın kemikleri acı acı sızlamaktadır.

Semt sakinlerinin bağrından kopan samimi içten duygularla yükselen bir düşünceydi, ATAMIZ için düşünülen ANIT ve YER’i. Bu düşünceye başlangıçtan bu yana güçlü desteğini esirgemeyen Marmara Üniversitesi dördüncü Rektörü Eczacı­lık Fakültesi Bölüm Başkanı Sayın Prof. Dr. Kev­ser Turay Yardımcı ve Marmara Üniversitesi Gü­zel Sanatlar Fakültesi Dekan yardımcısı Prof. Dr. Nazan Erkmen’in dönmeyen, davalardan vazgeçmeyen gerçek Atatürkçü düşünce nitelikleriy­le yaratıcı, çalışmaları semt için büyük değer ta­şıyor.

Beşiktaş Belediyemizin yeni yetkililerinden en kı­sa sürede Atamıza onun için düşünülen yerde, maddi-manevi önemi olan alanda, tarihi iskele meydanının tarihi isminin de olduğu gibi korunarak, halkıyla hep içice olmuş, köyümüzde de hep böyle davranmış Atamıza; yine çok yakınımızda, içimizde hissederek en yakın zamanda kovuşma­mızı sağlamalarını diliyoruz.

Tüm yansız bilim adamlarının bilgilerinde olduğu ve ATAMIZIN da çok önemle üzerinde durduğu gibi, Türkler bu topraklara 1071’de gelmemiş. Çağlar öncesinden kuzeyden, güneyden hep do­ğudan batıya akınlarla ÖNTÜRKLER bu yöreleri, İstanbul’u da vatan tutmuşlar... buralarda yükselmiş uygarlıklarda hep onlar var... Batıranlar baş­ka birileri.

Dileriz bizim köyümüzde bu ANIT ile geçmişteki ATA’larımızın da onların en gelişmiş ÖRNEĞİ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ruhu da şad olsun.

Bizim köy’den önce bir ATATÜRK büstüne kavuşmuş Bebeklilerin büstün kaidesine kazıyarak yazdıkları ATAmızın şu veciz söylemi :

“İstanbul bizim tarih ve uygarlığımızın bir özeti’dir.”... “O”nun bu sözlerini hiç unutturmamalıyız.

Geçmişte; bize “Atatürk’ten vazgeçin” diyen Avrupa’dan esen Panhelenizim pençesinde bir zih­niyetin oyununa mı gelinmiştir. Semtte sözlü-tarih çalışmaları yapanlar dolaşmakta, ama hiçbiri Atamızın bu köy halkıyla hele balıkçılarıyla çok yakın sıcacık duygu ve anlamlar dolu anılarını saptamaya gün yüzüne çıkarmaya tenezzül etmemekteler, gelecek yazımızda, imza toplarken bize nakledilen öyküleri kamuyla paylaşmak istiyoruz.

İstanbul’da üç Arnavutköy varmış. Bizimkinin is­mi değişse diye düşünülüyor. Panhelenizmin oyunlarına gelenlerin gözleri Mega Rema olsun diye parlayabilir, BİZCE BU KÖY’ün ADI ATADANKÖY olmalıdır. Geçmişin tüm Ata’larının ve en son onların en gelişmiş, en güzel örneği ATATÜRK’ümüzün anısına...