home.gif (1182 bytes)
 
 
30 Ağustos 2006, gece saat 21:00

            Meydanda Atatürk anıtı açılacak... örtüsü indirilince; ortada bir kaide ve üstte iki kocaman BÜST... görüldü ve anlaşıldı ki:
            Bir sanatçı da, Belediyeciler gibi pek kötü şaşırtılmış, yanıltılmış, ALDATILMIŞ.
            Belli ki semt halkının istekleri, dilekleri sanatçıya doğru yansıtılmamış.
            Semt halkının ANIT için seçtiği “köşe” bomboş ve bu acayip ANIT’da “semt halkı ve Atamızla” ilgili bir sembolden hiçbir eser yok.
            Ortaya diye, arkaya-yana itilen Atamız... karmakarışık bir çevrede... önde durak, iskele, yanlarda lokantalar, arkada boğucu görüntüler... Büstler uzaktan görülsün diye, altta; rengiyle, biçimiyle, şekilsiz kaba-saba bir yükseltici kaide, üstekilerle uyumsuz.
            30 Ağustos gecesi alayişli, meşaleli, tepeden inen kalabalığın kargaşasında ZAFER bayramımız böyle karartıldı. “Bunu beğenmeli mi ne demeli?” diye şaşıranlar sabah olunca uyandılar. “Bu ne... biz böyle mi istedik, ortada mı olsun dedik, öndeki köşe bomboş ve Atatürk ve semt halkıyla ilgili anıları simgeleyici bir tablo nerde, parkımızın geçiş yollarını neden tıkadılar, bu kocaman anıttakilerin semt ile ne ilgisi var?”
            BU HALKA TERSLENİŞ HİÇ HOŞA GİTMEDİ.

            Çamurdan ilk taslağı hazırlayan sanatçının; “Atamızın bulunduğu oturma bank’ını uzun tuttum, isteyen yanına otursun, ona dokunsun... halkın içinden biri olarak düşündüğüm Atatürk’ün insanlara verdiği değeri, onlara sevgiyle yaklaşımını ifade edebilmek için ve zihinlerde hep kaide üstünde uzaktan seyirlik bir kimlik yerine, yanına oturulabilen, eli tutulabilen, yanağı okşanabilen hatta öpülebilen, yanında, önünde, arkasında hatıra fotoğrafı çektirilebilen bir kimlik olmasını istedim” düşüncesi bu semtte çok tutulmuştu. Atamız bizden uzakta, havalarda değil, yerde, toprak üstünde, bize yakın, yanıbaşımızda, içimizde, aramızda olsun istemiştik. Yaşamında da hep istediği gibi, halkının arasında olmalıydı.
            Semt halkının bu dileği dillendirilmeye devam edilecek.
            Biri “Büst put olur” diyordu... “O put mu dedi, öyleyse onlara inat ille de büst olacak ve de kocaman olacak” diye tutturanlar...
            Maddi-manevi rant peşindeki kimler, “heykel olacaksa ille de kocaman olacak” diye Belediye Başkanını şaşırtanlar.
            Meydanda Atamızı hiç istemeyenler... halkın coşkulu isteklerine karşı çıkamayacaklarını anlayınca, onlar da istiyor gibi görünüp “O”nu ille de arkaya küçücük bir duvara, bir rölyefe, bir mask’a mahkûm etmek isteyenler, o sahte Atatürkçüler, semte sinsi sinsi sızan siyasi misyonerler ve kuklaları.
            EVET; işte hepsinin oyunlarıyla....kocaman olsun diye, küçücük meydanda semt halkını rahatsız eden, büst mü, heykel mi, anıt mı, her neyse bir garip tablo... orasına burasına konu da olsun diye son anda sıkıştırılan, semtle ilgisiz küçük heykelcikleriyle... bizim meydan için bir hilkat garibesi.
            İstenen “o konu”lar değildi... Kurtuluş Savaşı bitmiş, onuncu yıl kutlanmış, kültür savaşları.. Anadolu aydınlanması... tüm dünyaya örnek, olanca coşkusuyla tatlı tatlı sürerken... Atamızın kızkardeşinin yalısının terasında keyifle kahvesini yudumladığı o güzel mutlu yıllar... ve semt halkının, çocuklarının, balıkçılarının “O”nu her aralarında gördüklerindeki coşkulu, sıcacık sevgi dolu gösterileri... evet istenenler ZAFER sonrası mutluluk yıllarının anılarıydı... özellikle de bu semtle ilgili anılar.
            Daha önce hazırlanan ve Belediye yetkililerine de sunulan çamurdan ilk taslağı hazırlayan sanatçı halkın istek ve iradesine saygı duymuştu.
            Şu küçücük meydanda kocaman iki büst vs. “Merhum için de hiç iyi olmayacak” diyordu semtteki bir iş yeri sahibi kibar kibar konuşurken.
            Evet merhum Atamızın ruhu böyle şad olmayacaktı, kemikleri sızlıyordur.
            Sayın Başkan, bütün bunları size iki yılda verilen dokuz dilekçemizde Yıldız Taşdoğdu ile birlikte, çok açık anlattık. “Kocaman bir anıt, küçücük bir meydanda ezici olacaktır” dedik, dinlemediniz. SİZ; semt halkının imzalarını size teslim edenleri dinleyecek yerde, semt halkını artık temsil etmeyen, sahte, maskeli Atatürkçüleri ve onların elinde oyuncak kuklalarını dinleyip, halka terslenmeyi tercih ettiniz, semt halkının sevgi dolu iradesini hiçe saydınız.
            Bölücü sahte maskeli Atatürkçüler, Atamızı meydanda istemediler, bize altı yıl kan kusturdular, ama sonda parsa toplamaya ortaya döküleceklerdi... Tam tahmin ettiğimiz gibi... ve öyle de oldu. Biz size bunları da yazdık, altını kalın çize çize. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar, biz de onları.
            Atamızı; ortaya diye arkaya-yana itenler de şimdi semt halkıyla birlikte sizi eleştiriyor... tam bizim sizi uyardığımız gibi.
            Basında yayınlanan bir eleştirinin fotokopisi ekte. (VATAN – 1 Eylül 2006)
            Sizin; bizim bunca çabalarımızı hiçe sayıcı duyarsız bir kişi olabileceğinize inanmak istemediğimizden, dilekçelerimizin size ulaşmadığı endişesindeyiz. Lütfen dokuz dilekçeli dosyamızı bulup okuyunuz.
            Bizi bir kez dinleseydiniz ne kaybederdiniz, çok şey kazanabilir ve bu korkunç yanlışa sürüklenmezdiniz.

            SONUÇ:
            Bu halka tersleniş ANIT’ı sökülmeli, karşıda Asya yakasında, Anadolu’da ona uygun bir alana taşınmalıdır.
            Çağlar boyu ecdadımızın at koşturarak, dünyanın dört bir yanına olduğu gibi uygarlıklar taşıdığı Avrupa’nın bir parçasında, Boğaz’a girişin solunda Osmanlı Türklüğünün, o görkemli alçak gönüllülüğünün simgesi Topkapı Sarayı var.
            Oysa; Anadolu yakasında, Boğaza girişte, sağda Osmanlı İmparatorluğu’nun içinden akan kalın bir çizgi ile uzak geçmişten geleceğe uzanan bir Mustafa Kemal... Mustafa Kemaller Türklüğünün çağımıza taşıdığı eşi görülmemiş Atatürk Cumhuriyeti’ni var eden o görkemli KURTULUŞ SAVAŞLARI ve sonrasında tüm insanlığa örnek... o zengin anlamlı kültür savaşlarını, aydınlanma uğraşlarını simgeleyici biçimde, özde bir tablo var mı...
            Evet yineleyelim, Asya yakasında, Anadolu’da... Boğaz’a girişte, sağda, dış düşmanlara karşı verilen o görkemli Kurtuluş Savaşları ve sonrasında... Osmanlı’da çürüyen, çöken uzuvlarının koyu karanlığından kurtulma savaşlarını simgeleyici biçimde, özde bir TABLO VAR MI... YOK...
            Bu gerçeğin tesbiti... basına da yazı veren -şimdi ismini anımsayamadığımız- bir millet vekilimizce de, bir vesile ile bir gazetede yapılmıştı.
            Yukarıdaki düşünceye uyarak... BİZ de diyoruz ki: Asya’da Anadolu yakasında Boğaz’a girişte, sağda... ayrı ayrı heykel gruplarından oluşacak böyle bir tablo oluşturulmalıdır:
            Kurtuluş Savaşı neden yapılmıştı... sırasında ve sonrasında yaratılanlarla, çağlar boyu Türklüğün insanlığa ışık tutucu, aydınlatıcı, yol göstericiliği... o yüce öğretiler.
            Orta Asya’dan doğuya, batıya, kuzeye, güneye akarken.... çürüyen, çöken toplulukların içine dalan yeni taze kanlar taşıyan akınları Türklüğün... her dönemde insanlığa yeniden akıtılan uygarlık aşılarıyla Anadolu’yu da besleyen ecdadımız...
            Büyük Asya’nın ortalarından “Orta Asya’dan dört nala gelip Akdeniz’e uzanan şu kısrak başı Küçük Asya’ya” Büyük Asya’dan getirilenler... oralarda çağlar boyu üretilmiş uygarlık birikimi... Anadolu’da onlara eklenen binlerce yıllık kazanımlar...
            Evet, bu öğretiler Asya yakada Anadolu’da Boğaz’a girişte somut, kalıcı heykel gruplarıyla sergilenmelidir. Boğaz’ın tüm dünya sularının buluşup kaynaştığı, canlı, cıvıl cıvıl sularından gelip geçenler bu tabloyu seyretmeli, sunulanları anlamaya çalışmalı, üzerinde düşünmelidirler.
            “O Muhteşem Türk”... O Görkemli Atatürk’ten bu toprakların insanları neden vazgeçmiyor... bunu araştırsınlar.
            Hele şimdilerde Türklüğe hakareti, fikir ve düşünce özgürlüğü sanan saf’ların, hainlerin, insanlık düşmanlarının, dünyada ve içimizde azgınlaştığı şu dönemde bunun çok gerekli olduğu çok açık!
            Anadolu yakasında sergilenecek böyle bir heykel grupları arasında, bizim semtin meydanına hiç uymayan ama... o heykel grupları arasına yakışacak, bizdeki iki büstlü, heykelcikli ANIT da... adı her neyse... o alanda yer almalıdır.

            Bu iki büstlü ANIT... bu yukarıdaki tabloya bizim semtin bir armağanı olsun... ama şu şartla:
            Bu tabloyu hangi Devlet kuruluşu gerçekleştirecekse, bizdeki Anıt’ın maliyeti tutarındaki meblağın aynısı; bizim semt halkının dilediği yer, biçim ve özde ve bizim seçtiğimiz bir sanatçıya yaptırabilmemiz için bizim Belediyemize (tabii yanlışlarını anlayıp, bizim yanımızda yer alacak yetkililere) aktarılmalıdır... veya en iyisi bir Devlet kuruluşu karşıdaki tablo gibi, bizim meydana dikilecek anıtın da tüm sorumluluklarını yüklenmelidir... Belediyecilere artık güvenemiyoruz.
            Sn. Başkan, bizim meydandaki ANIT’a harcanan meblağ nedir... bilmek istiyoruz... şeffaf olunuz, bu meblağı ilan ediniz. Semt halkı merakta, söylentilere inanamadık.
            Bizdeki ANIT’ın Asya yakasında yer almasıyla, yanıltılıp, şaşırtılan, ALDATILARAK yanlışlara yöneltilen, bu nedenle de çok ağır eleştirilen sanatçının da emeği ziyan olmayacak... eseri ona uygun bir alanda yer alınca eleştiriler de sona erecektir.
            Semt halkının haklı eleştirileri şöyle:
            “Bu ANIT meydana gece yerleştirilmiş,  açılışı gece yapıldı, yani bir gecekondu.”
            “Neden geçit yollarımızı tıkıyor?”
            Halktan kopukluk, cehalet, siyaset, rant, inat, sinsi siyasi misyonerlikle onların kuklalarıyla da birleşince olanlar ortada.
            Büyük büyük teşekkür afişleri de bu ayıbı örtmüyor.
            “Halkımızı Atatürk’ten soğutmak için mi bu korkunç olay sergilendi?”
            Bir çocuğumuz diyordu ki... “Ya kuşlar tepesine yuva yaparsa... kuşların neden olduğu kirlenmeyi nasıl temizleyeceğiz, yerde olsa biz ona her sabah duş aldırırdık, parktaki çiçeklerimizi de sularken”.. evet çocukluğunda annesinin “O”nu her gün yıkanmaya alıştırdığı gibi ve en zorlu savaşlarda her sabah emir erinin ısıttığı su ile yıkanmadan o görkemli görevlerine başlamadığı gibi.
            Biz; meydanımıza uygun, semtimizle bağdaşan Atamız ve semt halkının sıcacık ilişkilerini simgeleyici bir Atatürk Anıt’ını seçtiğimiz köşede istemekte kararlı tutumumuzu sürdüreceğiz:
            - Dünyada ve ülkemizde, binbir olumsuz olgular.
            - Gaflet, delalet değil, tam ihanetler diz boyu.
            - Sahte Atatürkçüleri, sinsi siyasi misyonerleri, onların kuklalarını, yobazı, dincileri (gerçek dindarlar sözümüzden dışarı, onlar Atamız için çok coşkulu imza verdiler) artık çok iyi biliyoruz, tanıyoruz da; gerçek Atatürkçülerin sesi neden pek kısık.... anlayamıyoruz.
            Biz; bu semt halkının çoğunluğu, susmayacağız! Meydanımıza yapılan bu çirkin saldırıya, hakarete karşı yüksek sesle haykıracağız. Atamızın bu semtteki anılarını simgeleyici bir ANIT’ı, öndeki köşede var edinceye kadar...
Haklıyız, hakkımızı arayacağız.
           
Basında yayınlanan yazılarımız:
            - Sanat Çevresi (Nisan 2005)
            - Sanat Çevresi (Eylül 2005)
            - Aydınlık (12 Haziran 2005)
            - Gazete Beşiktaş (31 Mayıs – 15 Haziran 2006 tarihli sayısı) ekte sunuldu.
            - VATAN’da yayınlanan eleştiri de ekte. (1 Eylül 2006)

              İncelenmesi dileğiyle.

 

Semt Halkı adına
   Fezâl Esmen